“Standartlara uygun üretimin sağlanmasıyla beton üreticisi ile tüketici arasında güven oluşmaktadır”
- Röportaj
- 12 Nis 2023
“Hazır beton sektörü, 4,5 milyar doları aşan ciro, 35 bini aşan istihdam ve yıllık 105 milyon metreküp üretime ulaştı. Hazır beton sektörünün toplam kapasitesi 200 milyon metreküptür ve kapasitemiz deprem bölgemiz için gayet yeterlidir. Öncelikli olarak standartlara uygun, kaliteli beton ve çeliğin seçilmesi ve uygulamanın çok iyi yapılması gerekiyor.”
Ülkemizde yaşanan elim deprem hadiselerinden sonra betonarme yapıların güvenliği ve üretim teknikleri kamuoyu tarafından gündeme gelerek sorgulanmaya başlandı. Merak edilen bu soruları 1988 yılından bu yana ülkemizde kaliteli ve sürdürülebilir beton üretiminin yaygınlaşması için çalışmalar yapan Türkiye Hazır Beton Birliği’ne yönelttik. Birlik adına sorularımızı yanıtlayan THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık; Beton üretim, kullanım ve dayanımıyla ilgili tüm teknik detayların yanı sıra deprem bölgesinde yapılan çalışmalar hakkında da bilgiler verdi.
Şubat ayında yaşamış olduğumuz ve hepimizi derinden etkileyen depremlere sizin ihtisas alanınızdan baktığımızda, yıkımın bu kadar büyük olmasının ana sebepleri neler?
Betonarme bir yapının taşıyıcı elemanları beton ve çelik donatıdan oluşmaktadır. Öncelikle bu malzemeler standartların belirlediği koşulları sağlamalıdır. Örneğin yurt dışından ithal edilen bazı çelik donatıların gerekli sünekliği sağlamadığı ve kırılgan davranış sergilediğine dair haberler okuyoruz. Özellikle hazır betonun yaygınlaşmadığı 2000’li yıllardan önce yapılan binalar için elle üretilen betonların yıkanmamış ve elenmemiş deniz kumu içerdiğine, uygun olmayan agregalar kullanıldığına da şahit oluyoruz, ancak 2000’li yılların başından itibaren yaygınlaşmaya başlayan hazır beton ve nervürlü demir kullanımı ile olumlu adımlar atılmış oldu. 2011 yılında Yapı Denetim Sistemi tüm Türkiye’de uygulanmaya başlandı. Günümüzde yapı malzemeleri içinde en sık ve kapsamlı denetime tabi tutulan malzeme hazır betondur, ancak hazır betonu tüm yapı malzemelerinden ayıran bir özellik vardır. Bu da betonun gerekli performansı sağlamasında sadece üreticinin değil kullanıcının da son derece önemli bir rol üstlenmesidir. Hazır beton tesisinde üretilen beton transmikser adı verilen özel araçlarla şantiyelere taşınır ve burada kalıplara dökülür. Beton dökümü gerçekleştikten sonra betonun performansı sağlaması için yapılması gerekenlerin sorumluluğu kullanıcıya geçer. Beton ilk başta şekil alacak plastiklikte iken birkaç saat içinde katılaşır. Katılaşma süreci ile birlikte beton dayanım kazanmaya başlar. 28 gün sonrasında betonun basınç dayanımı ölçülerek uygunluğu tespit edilmiş olur. Bu 28 günlük sürecin özellikle ilk günleri beton için çok kritiktir. Betonun su kaybetmesi, betonun yüksek sıcaklıklara ya da tam tersine don riskine maruz kalması performansını olumsuz etkiler. Yani son derece kaliteli üretilmiş bir beton uygulama aşamasında ciddi oranda zarar görebilir.
Betonun bir görevi yük taşımak, bir diğer görevi ise çelik donatıları korozyondan korumaktır. Yani betonun dayanımı kadar yapının servis ömrü boyunca göstereceği performans da çok önemlidir. Nicelik kadar nitelik de beton performansını belirler. Günümüzde yapıların taşıyıcı sisteminde en düşük C25/30 dayanım sınıfında beton kullanılması zorunludur. 2019 öncesinde bu C20/25, 1998 öncesinde ise C14 sınıfıydı. Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 2001 yılında yayımladığımız “Betonda Kalite Deklarasyonu” belgesinde yapılarda en düşük C30/37 sınıfında beton kullanılmasını önermiştik. Şimdi de en düşük dayanım sınıfının C30/37 olması ve bununla birlikte yapının servis ömrü boyunca maruz kalacağı çevresel koşullara (zemin suyu etkisi, deniz suyu etkisi, karbonatlaşma, donma çözülme etkisi gibi) dirençli betonların kullanılması gerektiğinin altını çiziyoruz.
Kahramanmaraş merkezli depremler sonucunda yıkılan binaların envanter çalışmaları sonucunda yıkılan binaların ne kadarının hangi deprem yönetmeliği zamanında inşa edildiğini net bir şekilde görmeyi bekliyoruz. Bu depremlerde yeni diyebileceğimiz yani son 5-10 yıl içinde inşa edilmiş bazı binaların da yıkıldığını ya da ağır hasar aldığını biliyoruz. Bölgede TOKİ tarafından inşa edilen binalarda ise yıkım ya da ağır hasar olmadığı da bizzat devlet yetkilileri tarafından duyuruldu. Özellikle yeni binaların yıkılmasına ve ağır hasar görmesine birçok faktör neden olmaktadır. Tespitlerimize göre zemin-yapı ilişkisi, sıvılaşma, çekiçleme etkisi, sonradan taşıyıcı elemanlarda yapılan değişiklikler ve inşa sürecinde yapılan hatalar bu binaların yıkılmasında ve hasar görmesinde etkili olmuştur. Bu yapılardan malzeme örnekleri alınarak test edilmesi de gerekecektir. Deprem sonucunda bir bina yıkılıyorsa bir ve birden fazla hata olduğu kesindir. Aynı hataları tekrarlamamak için bunları tespit etmek, sorumlulara gerekli cezaları vermek ve tüm süreçlerimizi yeniden düzenlemek zorundayız.
Bölgede başlayan hızlı yapılaşma sürecinde hangi oranda beton ihtiyacı var? Bu ihtiyaçlara mevcut üretim kapasitesiyle cevap verilebiliyor mu?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının son açıkladığı verilere göre 11 ili kapsayan deprem bölgesinde kesin yıkılması gereken bina sayısı 105 bin, bağımsız bölüm sayısı ise 384 bin civarındadır. Hasar tespit çalışmaları tamamlandığında yıkılacak bina sayısının 130 bini, yıkılacak bağımsız bölüm sayısının ise 535 bini bulması bekleniyor. Bu kadar yapının yıkılarak yapılması elbette zamana yayılacak. Yeni yapıların sağlıklı olması için günümüzde yürürlükte olan 2018 Deprem Yönetmeliği’nde tanımlanmış yöntem ve kuralların uygulanması gerekmektedir.
Güzide ülkemizin diğer bölgelerindeki yapıların da dönüşümü düşünüldüğünde yapılacak işin büyüklüğü görülebilir, ancak belirtilen miktarda inşaatı hızlıca ve yönetmeliklere uygun bir şekilde teknolojiyi de kullanarak ülkemiz başarılı bir şekilde gerçekleştirebilecek kapasitededir. Yeter ki teknik ve bilimsel çalışmaların ışığında çalışmalarımızı gerçekleştirelim.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 500 bin afet konutunun ve 83 bin köy evinin inşaatına kısa süre içinde başlanacağı duyuruldu. Yeniden yapılaşma sürecine konutlar dışında hasar gören altyapı da dâhildir. Adeta mega bir şantiyeye dönecek bölgede inşaat sürecinin aksamaması için ilgili yapı malzemeleri üreticileri ve Birliğimizin de olduğu sektör temsilcileri ile toplantılar yapıldı. Bakanlık tarafından hazırlanan projeksiyona göre gerekli olan 13 milyon ton çimento, 4 milyon ton demir, 28 milyon metrekare seramik ve 35 milyon metreküp hazır beton için tedarik zinciri oluşturuldu.
Hazır beton sektörü, 4,5 milyar doları aşan ciro, 35 bini aşan istihdam ve yıllık 105 milyon metreküp üretime ulaştı. Hazır beton sektörünün toplam kapasitesi 200 milyon metreküptür ve kapasitemiz deprem bölgemiz için gayet yeterlidir. Öncelikli olarak standartlara uygun, kaliteli beton ve çeliğin seçilmesi ve uygulamanın çok iyi yapılması gerekiyor.
Afet bölgesine özel geliştirdiğiniz bir eylem planınız var mı? Böylesi afetlere karşı daha hazırlıklı olabilmek adına sektöre iletmek istediğiniz mesajlarınız neler?
Bir yapının servis ömrü boyunca beton performansını etkileyecek en önemli parametre çevresel etkilerdir. Bu nedenle tasarımcı ve şartname hazırlayıcı, yapıya tesir eden çevresel etki sınıfını tespit etmek ve tasarımını bu kapsamda yapmak zorundadır. Aksi takdirde yapıdan beklenen tasarım servis ömrü elde edilemez. 2018 yılında Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği, betonarme projelerinde (çizim paftalarında) beton dayanım sınıfı ve donatı sınıfı ile birlikte TS EN 206’ya uygun çevresel etki sınıfının belirtilmesini zorunlu hâle getirmiştir.
İnşaat sektöründe genel olarak hazır beton, dayanım sınıfı ile tanımlanır. Örneğin C30/37 ya da C35/45 sınıfı beton gibi. Önemli olan betonun istenilen basınç dayanım performansını yapının tüm servis ömrü boyunca korumasıdır. Bunun için de betonun servis ömrü boyunca maruz kalacağı çevresel etkilere dirençli olması gerekmektedir. Örneğin deniz suyu ile temas edecek bir yapıda klorür etkisine karşı tasarım yapılmalıdır ya da sülfat içeriği yüksek olan bir zemin ile temas edecek betonun sülfat tuzlarına dirençli olması gerekmektedir. Eğer bu etkiler dikkate alınmaz ise en yüksek dayanımlı beton dahi zamanla performansını yitirecektir.
Son olarak eklemek istedikleriniz?
Türkiye’de üretilen betonların yüzde 65’i Türkiye Hazır Beton Birliği üyeleri tarafından KGS belgeli olarak üretilmektedir. Depreme karşı dayanıklı yapılaşma için bu oranın çok daha yüksek olması gerekmektedir. KGS Sistemi’ne katılan beton tesisleri, yoğun kontroller sonucunda daha stabil ve sürdürülebilir bir üretim yapmaktadır. Böylece, hem kaliteli hem de ekonomik bir üretim elde edilmektedir. Standartlara uygun üretimin sağlanmasıyla beton üreticisi ile tüketici arasında güven oluşmaktadır. Sektördeki bütün üreticilere tarafsız ve doğru bir denetim uyguladığı için KGS Belgeli beton üreticileri özellikle tercih edilmektedir. Günümüzde bazı prestijli projelerin teknik şartnamelerinde beton üreticisi firmaların KGS belgeli THBB üyesi olmalarının ön şart olarak talep edilmesi, ülkemiz ve bizler için sevindiricidir. Bu doğrultuda, bütün beton üreticilerini standartlara uygun üretim yapmak üzere KGS Sistemi’ne davet ediyoruz.