Dorçe Prefabrik inşaatın geleceğini modüler teknolojiyle tasarlıyor

Pek çok alanda olduğu gibi inşaat sektöründe de geleneksel yöntemlerin yerini, ileri teknoloji ve dijital çözümlerin aldığı bir süreci yaşıyoruz. Küresel ölçekte gerçekleşen bu dönüşümün güçlü temsilcilerinden biri olan; 5 kıtada, 60’tan fazla ülkede imza attığı projelerle Türkiye’yi gururla temsil eden Dorçe Prefabrik ve İnşaat, adeta modern mühendisliğin sınırlarını zorluyor. Sektörde “ConTech” (İnşaat Teknolojileri) yaklaşımını iş modelinin merkezine koyarak sahra hastanelerinden modüler laboratuvarlara, entegre yaşam alanlarından askeri üslere kadar anahtar teslim çözümler sunan şirketin küresel başarılarını bizler de zevkle takip ediyoruz. Dorçe Prefabrik Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Çebi Karahan ile sektörde fark yaratan bu yapının hikayesini ve geleceğin inşaat vizyonunu konuştuk.

Sayın Çebi Karahan; öncelikle markanızın kısa tarihçesiyle birlikte kendinizden biraz bahseder misiniz?

DORÇE’nin hikâyesi 13 Haziran 1989’da, Ankara Kahramankazan’da 2 bin metrekare kapalı alana ve yıllık 250 ton çelik üretim kapasitesine sahip bir tesisle başladı. O dönemde çelik profil üretimi ve satışı gerçekleştiriyorduk. Bugün ise Avrupa’nın en büyük prefabrik modüler çelik yapı üretim tesislerinden biridir. 40 yılı aşkın köklü geçmişimiz, üretim gücümüz ve teknolojik altyapımız ile sektörün oyun kurucularından biri olarak; bugün modüler inşaat teknolojilerini (ConTech) üretimimizin merkezine alan global bir marka konumundayız. 5 kıtada tamamladığımız projelerle dünyanın önde gelen müteahhitlerinin sıralandığı ENR Top 250 listesine; ‘Prefabrik Modüler Çelik Yapılar’ iş modeliyle listeye giren tek şirketiz, bu özgün konumumuzu 14 yıldır başarıyla sürdürüyoruz.

Ben ise 1968 yılında Trabzon’un Araklı ilçesinde doğdum. 1989 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldum. Ankara’da çeşitli mimarlık ofislerinde çalıştıktan sonra 1992 yılında DORÇE’de Teklif Müdürü olarak görev yapmaya başladım. 1998 yılında şirkete ortak oldum; ilerleyen yıllarda Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği görevlerini üstlendim. 2016 yılından bu yana DORÇE Prefabrik Yapı ve İnşaat Sanayii Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevimi sürdürüyorum. Modüler ve prefabrik yapı sektöründe 35 yılı aşkın deneyime sahibim.

Farklı kategorilerde inşaat faaliyetleri ve çözümleriniz bulunuyor. Çalışma ve hizmetleriniz hakkında genel bir bilgi verir misiniz?

Sanayici ve müteahhit kimliğimizle; petrol-gaz ve maden, bilişim teknolojileri, savunma sanayi, sağlık, eğitim, imalat sanayi ve insani yardım gibi farklı sektörlerde anahtar teslim çözümler sunuyoruz. Konut, otel, okul, yurt, hastane, sahra hastanesi, klinik, karakol, cezaevi, yaşam kentleri ve işçi kamplarının yanı sıra askeri kamplar ve üsler, sınır karakolları, uçak ve helikopter hangarları, mühimmat ve lojistik depolar, poligonlar, eğitim merkezleri, modüler veri merkezleri, enerji depolama modülleri ve e-house gibi çok farklı yapı türlerinde çalışıyoruz.

Bizi farklılaştıran önemli unsurlardan biri, sanayici ve müteahhit kimliğimizi aynı çatı altında buluşturmamızdır. Başka bir deyişle modüler inşaat (endustriyel inşaat) konusunda uzmanlaşmış bir firmayız. Kalite kontrollü fabrika ortamında ürettiğimiz modüllerin sahadaki altyapı işleri dahil olmak üzere tüm süreçlerini tek sorumluluk altında üstlenebiliyoruz. Böylece işveren açısından farklı taraflar arasındaki koordinasyon ihtiyacını azaltırken, projenin hızını, maliyet öngörülebilirliğini ve kalite kontrolünü daha etkin yönetebiliyoruz.

Mimari, statik, mekanik, elektrik ve altyapı mühendisliğini de kendi bünyemizde gerçekleştiriyoruz. Farklı ülkelerin yerel standartlarına göre tasarım yapabiliyor; 60’tan fazla ülkedeki deneyimimiz sayesinde ruhsat, onay ve sertifikasyon süreçlerini de yönetebiliyoruz.

Son yıllarda Modüler inşaat ifadesini çok duyuyoruz. Modüler inşaat tam olarak ne anlama geliyor? 

Öncelikle, bu inşaat türünün üst başlığı endüstriyel İnşaattır. Modüler inşaat ise endüstriyel inşaatın bir alt üretim modelidir. Tanımlayacak olursak; endüstiryel inşaat bir binanın imalat sanayinin ilkeleriyle üretilmesidir. Modüler bina, her defasında sıfırdan tasarlanan tekil bir proje olmaktan çıkar; önceden mühendisliği tamamlanmış, standart ve tekrarlanabilir bileşenlerden oluşan bir ürün olarak kontrollü fabrika ortamında üretilir, şantiyeye taşınır ve orada yalnızca monte edilip devreye alınır. Şantiye üretim yeri olmaktan çıkıp montaj yerine dönüşür.

Dorçe Prefabrik Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Çebi Karahan

Modüler inşaat bu tanımın alt türüdür: Endüstriyel inşaatın “ürün biçimi” üç boyutlu, büyük ölçüde bitmiş hacimsel birimler olduğunda modüler inşaattan söz edilir. Dolayısıyla “endüstriyel inşaat” üretim mantığını ve iş modelini, “modüler” ise ürünün fiziksel biçimini tanımlar. Başka bir deyişle; Tasarım + Mühendislik + Fabrika Üretimi + Lojistik+ Küresel Proje Yönetimi+Teknoloji ve ilgili tüm süreçlerin veri üzerinden birbirine bağlanmasıdır. Bu ifadenin karşılığı da literatürde ConTech (Construction Technology) yani “İnşaat Teknolojileri” olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla, DORÇE moduler üretim teknolojileri ile bir ConTech firmasıdır.

DORÇE olarak, ilk kuruluşunda sadece şantiye binaları ve afetler sonrası acil yerleşim ünitelerini moduler ve prefabrik yapı olarak üretirken; değişen inşaat teknolojileri ile yapıların artık “endustriyel inşaat ve moduler inşaata” evrileceğini ön görerek tüm teknik ve organizasyonel yapımızı bu yönde geliştirdik. Sonucunda da küresel pazarlara uyum sağlayan, modüler inşaatın üretim ve müteahhitliğini gerçekleştiren bilinir global bir şirkete dönüştük. Modüler inşaat, bilinen adı ile prefabik şantiye binalarından çok farklı üretim modelidir. Gerçek anlamda moduler yapı üreticileri, Amerika, Kanada, Avrupa, Çin, Japonya ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde yoğunluktadır. DORÇE, bu firmalarla birlikte Türkiye’den bilinen ve anılan şirketlerden biridir.  

“Hedefimiz sıfırın gücüne inanan bir üretim anlayışıdır. Sıfıra yakın atık, sıfıra yakın karbon, sonsuz yeniden kullanım. Çocuklarımıza yıkıp yeniden yaptığımız bir dünya değil; söküp taşıyabildiğimiz, dönüştürebildiğimiz ve doğal kaynakları tüketmeden büyüyebilen bir yapı kültürü bırakmak istiyoruz. DORÇE’nin bütün teknolojik ve kurumsal yatırımı, bu mirası mümkün kılmak içindir.“

Dünyada ve Türkiye’de modüler inşaattaki gelişmeler nelerdir? Modüler inşaat sektörünün küreselde ve Türkiye’de büyümesini nasıl tanımlarsınız?  

İnşaat sektörünün modüler yapılara dönüşümünü, uluslararası raporlar da milyarlarca dolarlık yeni proje rakamlarıyla destekliyor. Örneğin Avrupa 2030 yılına kadar konut üretiminin % 50 sini modüler inşaata dönüştürmeyi planlıyor. İngiltere, Amerika ve Kanada da moduler yapılaşma hızlıca yaygınlaşıyor. McKinsey tarafından yayımlanan rapora göre modüler çelik yapı sektörünün 2024 – 2028 döneminde yıllık ortalama %7 üzerinde büyüme göstermesi beklenmektedir. Söz konusu büyüme, enerji, savunma, sanayi ve konut yatırımlarının artışıyla doğrudan bağlantılıdır.

Bugün geldiğimiz noktada, son 2 yılda Türkiye’den modüler yapı ihracatının yaklaşık %30’unu tek başına gerçekleştirmiş bir firma olarak son 5 yılda yaklaşık 1,5 milyar USD ciro elde ettik.  Türkiye’de modüler yapı sektörünün gelişimine ve dönüşümüne de katkıda bulunuyoruz. Bu kapsamda ilgili kamu kurumları ve meslek kuruluşları ile birlikte çalışarak mevzuat ve standartların gelişmesine destek oluyoruz.

Geleneksel yapılara kıyasla bu tip yapılar; çevre, üretim ve kullanıcı açısından ne tür avantajlar barındırıyor?

Modüler çelik yapıların en önemli avantajlarından biri, üretimin büyük bölümünün kontrollü fabrika ortamında gerçekleştirilmesidir. Yapı elemanlarının önceden tasarlanıp üretilmesi, sahadaki inşaat süresini kısaltırken malzeme ve iş gücü kullanımının daha kontrollü yönetilmesine imkân veriyor. Sahadaki ağır ekipman ihtiyacının azalması da hem çevresel etkilerin hem de iş güvenliği risklerinin azaltılmasına katkı sunuyor. Çeliğin geri dönüştürülebilir olması da sürdürülebilirlik açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Ön üretimli sistem sayesinde döngüsel ekonomi kapsamında atık miktarı azaltılabilirken, yapıların ihtiyaç halinde sökülerek farklı lokasyonlarda yeniden kullanılması da mümkün oluyor. Plug & Play yaklaşımımızla modüllerin önemli bir bölümünü fabrika ortamında tamamlayarak sahaya hazır şekilde sevk edebiliyoruz. Öte yandan hız da önemli avantaj başlıkları arasında yer alıyor. Projenin tipine göre değişmekle birlikte, toplam proje süresinde geleneksel yöntemlere kıyasla yüzde 50’ye varan kısalma sağlıyoruz. Öte yandan, özellikle afet sonrası acil barınma ve sağlık tesisleri, işçi kampları ve askeri yapılar gibi kısa sürede devreye alınması gereken projelerde hızlı çözüm üretebiliyoruz. Modüler yapıları farklı iklim ve coğrafyalara göre de tasarlayabiliyoruz. Sibirya’daki -50 dereceden Afrika’daki +50 dereceye kadar farklı koşullarda projeler gerçekleştirdik. Deprem performansı açısından da çelik yapıların hafif ve sünek yapısı öne çıkıyor. Betonarme yapılara göre daha hafif olan çelik sistemlerde yapıya etkiyen deprem kuvvetlerinin azaltılması mümkün olurken, çeliğin sünek yapısı dinamik yükler altında enerji yutma kapasitesi sunuyor.

AR&GE çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz? İleriye dönük ne tür yenilikler üzerinde çalışıyorsunuz?

Ar-Ge çalışmalarımızı beş ana başlıkta sürdürüyoruz. Bunlardan ilki yapay zekâ destekli tasarım ve üretim planlaması. Tekrarlayan mühendislik işlerinin otomasyonu ve üretim hattının daha verimli planlanması üzerine çalışıyoruz. İkinci başlığımız ileri malzemelerde ise geri dönüştürülebilir malzemeler, yüksek performanslı yalıtım sistemleri ve düşük karbonlu üretim girdileri önceliklerimiz arasında yer alıyor. Üçüncü olarak savunma sanayine yönelik özel çözümler geliştiriyoruz. Helikopterle taşınabilen modüller ve balistik korumalı panel sistemleri bu çalışmalarımızın örnekleri arasında yer alıyor. Dördüncü alanımız enerji entegre yapılar; Moduler Veri Merkezleri, BESS enerji depolama modülleri, e-house çözümleri ve yapıya entegre yenilenebilir enerji sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Beşinci başlığımız ise robotik otomasyon ve üretim süreçlerinin dijital ikizinin oluşturulması. 2024 yılında Turkishtime Türkiye’nin AR-GE 500 araştırmasında 376. sırada yer aldık. 2025 yılında ise Tasarım Merkezlerinde en Fazla Harcama Yapan ilk 50 Şirket listesinde 35. Sıra ödülü ve Tasarım Merkezlerinde En Fazla İstihdam Yapan İlk 50 Şirket sıralamasında ise 28. Sıra ödülüne layık görüldük.

Modüler yapılar daha çok hangi alanlarda tercih ediliyor?

Modüler yapılar çok farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Konut, otel, yurt, sağlık yapıları, savunma sanayi, moduler veri merkezleri ve enerji depolama modullerinde sıklıkla kullanılmaktadır.

Sağlık alanında hastane, sahra hastanesi ve klinikler; eğitimde okul ve yurtlar; konut ve otelcilikte ise hızlı şekilde hayata geçirilmesi gereken projelerimiz öne çıkıyor. Bunun yanı sıra afet sonrası acil barınma alanları ve entegre yaşam kentleri de modüler yapıların önemli kullanım alanları arasındadır.

Bunların dışında petrol-gaz ve madencilik gibi altyapının sınırlı olduğu, uzak ve zorlu coğrafyalardaki projelerde yaşam kentleri ve işçi kampları önemli kullanım alanlarımız arasında yer alıyor. Savunma sanayide ise askeri kamplar ve üsler, sınır karakolları, uçak ve helikopter hangarları, mühimmat depoları, lojistik depolar ve eğitim merkezleri gibi farklı projeler gerçekleştiriyoruz.

Modüler yapıların (kullanım ömrünü de ele alarak) klasik yapılara nazaran üretici ve kullanıcı açısından nasıl bir maliyet ölçeği bulunuyor?

Modüler yapılar, kullanılan malzemeye göre 50 yıl ve daha uzun ömürlü olabilirler. Ayrıca modüler yapıların maliyetini yalnızca ilk yatırım bedeli üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Üretimin büyük bölümünün fabrika ortamında gerçekleştirilmesi, inşaat süresinin kısalması, sahadaki iş gücü ve ağır ekipman ihtiyacının azalması ve malzeme kullanımının daha kontrollü olması toplam proje maliyetlerinin yönetilmesine katkı sağlıyor.

Bunun yanında modüler yapıların sökülerek farklı lokasyonlarda yeniden kullanılabilmesi, özellikle geçici veya farklı proje lokasyonlarına taşınması gereken yatırımlarda önemli bir avantaj sunuyor. Projenin ihtiyacına göre ölçeklenebilmesi de yatırımın daha kontrollü şekilde planlanmasına imkân veriyor. Bu nedenle modüler yapıların ekonomik açıdan değerlendirilmesinde üretim, nakliye, montaj, kullanım ve gerektiğinde yeniden kullanım süreçlerinin tamamını kapsayan toplam yaşam döngüsü maliyetinin dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Yurt dışında hangi pazarlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Mevcut pazarlarda rekabet koşulları hangi düzeyde gelişiyor?

Bugün üç yurt dışı bağlı ortaklığımız ve altı yurt dışı şubemizle dokuz ülkede kalıcı organizasyona sahibiz. Bugüne kadar 63 ülkeye ihracat yaptık ve 60’tan fazla ülkede proje tamamladık. Türkiye merkezli bir şirket olarak beş kıtada, farklı iklim ve regülasyon koşullarında projeler gerçekleştiriyoruz. Özellikle Kafkas Orta Doğu, Körfez ve Afrika pazarlarında önemli bir proje deneyimine sahibiz. Son bir kaç  yıldır da Avrupa, ABD ve Kanada yeni pazarlarımıza eklenmiştir.  Uluslararası rekabetin yalnızca üretim kapasitesi üzerinden şekillenmediğini düşünüyoruz. Mühendislik, farklı ülke standartlarına/regulasyonlarına uyum, hızlı mobilizasyon, tedarik, üretim ve proje yönetimi kabiliyetlerinin birlikte sunulabilmesi giderek daha önemli hale geliyor. Biz de sanayici ve müteahhit kimliklerimizi bir arada kullanarak bu ihtiyaca cevap veriyoruz. Bu kabiliyetlerimizle 14 yıldır ENR Top 250 listesinde; ‘Modüler Çelik Yapılar’ iş modeliyle yer alan tek şirketiz.

“Bugün üç yurt dışı bağlı ortaklığımız ve altı yurt dışı şubemizle dokuz ülkede kalıcı organizasyona sahibiz. Bugüne kadar 63 ülkeye ihracat yaptık ve 60’tan fazla ülkede proje tamamladık. Türkiye merkezli bir şirket olarak beş kıtada, farklı iklim ve regülasyon koşullarında projeler gerçekleştiriyoruz. Özellikle Kafkas Orta Doğu, Körfez ve Afrika pazarlarında önemli bir proje deneyimine sahibiz. Son bir kaç  yıldır da Avrupa, ABD ve Kanada yeni pazarlarımıza eklenmiştir.“

Önümüzdeki döneme dair hem üretim&lojistik hem de yeni pazarlar&satış noktasında nasıl bir yol haritanız olacak?

Bugün faaliyet gösterdiğimiz coğrafyalarda iş yapma şartları zorlaşıyor. Enerji fiyatları, navlun ve sigorta maliyetleri yükseliyor, ticaret savaşları tedarik zincirini yeniden şekillendiriyor, rota ve teslim güvenliği daha riskli hale geliyor. Finansman, kur ve talep belirsizliği de şirketlerin marjını baskılıyor. Buna bir de Çin’in özellikle Afrika ve Orta Doğu’da devlet destekli şirketlerle yarattığı fiyat rekabeti eklendiğinde, geleneksel pazarlarda aynı yöntemle büyümek daha zor hale geliyor.

Fakat aynı küresel tablo DORÇE için çok büyük bir fırsat alanı da açıyor. Savaş ve krizler yeniden inşa ihtiyacı yaratıyor. Ülkeler savunma yatırımlarını artırıyor; üs, kamp, depo, hangar ve destek tesisleri gerekiyor. Caydırıcılık politikaları özellikle NATO’nun doğu hattında altyapı ihtiyacını büyütüyor. Expeditionary deployment, yani kuvvetlerin hızlı konuşlandırılması, hızlı kurulabilen ve ölçeklenebilir yapılara olan talebi artırıyor. NATO, ABD ve AB fonları da bu alana daha fazla kaynak aktarıyor. Üstelik güvenlik ve menşe hassasiyetleri nedeniyle Çin ve Rusya bağlantılı bazı firmaların giremeyeceği alanlar oluşuyor. Bizim hedefimiz mevcut coğrafyaları bırakmak değil; bunlara ilave olarak ABD, NATO ve AB fonlu savunma ve güvenlik altyapısını prime hedeflerden biri haline getirmek.

Ortak tabloya baktığımızda geleneksel modelden daha endustriyel(industrialized) bir modele geçildiğini, bir başka deyişle saha ağırlıklı tekil projeden, off-site ve modular inşaata dönüştüğünü görüyoruz. Bu anlamda iş yaptığımız ülkelerin endüstriyel inşaat partneri (industrialized construction partner) olmayı hedefliyoruz. 

DORÇE’nin sahip olduğu Milli Gizli ve NATO SECRET seviyesindeki tesis güvenlik yetkilendirmeleri, EYDEP ES-401-B Seviye Sertifikası, MSB Onaylı Tedarikçi Belgesi ve yetkili personeline ilişkin Kişi Güvenlik Belgeleri, şirketimizin savunma sanayii projelerinde gerekli güvenlik, tasarım, üretim ve teknik dokümantasyon gerekliliklerini karşılayabilecek kurumsal altyapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu yeteneklerimizle US Army Corps of Engineers ile doğrudan 5 yıllık çerçeve sözleşme imzalamış bulunuyoruz.

Tüm bu dönüşümlerin ötesinde, doğal kaynaklarımızın hızla tükenmeye başladığı günümüzde şirketinizi ve ürünlerinizi Sürdürülebilir bir dünya için nasıl hazırlıyorsunuz? Şirketiniz AB Yeşil Mutabakata uyum sürecine hazır mı ?

Bu soru aslında işimizin özünü tarif ediyor. Çünkü bizim için sürdürülebilirlik ayrı bir kurumsal başlık değil, üretim modelimizin kendisidir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın güncel verilerine göre binalar ve inşaat sektörü, küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 40’ınden sorumludur. Dünyayı sürdürülebilir kılmak istiyorsak, önce binaların üretilme biçimini değiştirmek zorundayız. Endüstriyel ve modüler inşaat tam olarak bu değişimin kendisidir: Bina, şantiyede kaynak tüketen bir süreç olmaktan çıkar ve fabrikada ölçülebilen, iyileştirilebilen, ömrü bittiğinde yeniden kullanılabilen bir ürüne dönüşür.

Bu dönüşümün ilk ayağı malzemedir. Ana hammaddemiz olan çelik, özelliğini kaybetmeden defalarca geri dönüştürülebilen ender malzemelerden biridir. Bu nedenle ürettiğimiz her yapı, ömrünü tamamladığında bir yıkıntı değil, yeniden kullanılabilir bir hammadde stokudur. Modüllerimizi daha tasarım aşamasında sökülebilir kurguluyoruz, bu sayede görevini tamamlayan bir yapı yıkılmayıp, sökülerek başka bir lokasyonda yeniden kurulabiliyor. Döngüsel ekonomi açısından yapıların yeniden kullanımı bile bu kapsamda yer alabiliyor.  

İkinci önemli ayak ise karbon ve sudur. Modüler çelik yapım kuru yapım teknikleriyle ilerlediği için, ıslak imalata dayanan geleneksel betonarmeye kıyasla su ayak izi belirgin biçimde düşüktür. Karbon tarafında iki düzeyde çalışıyoruz: Kurumsal karbon ayak izimizi uluslararası standartlara göre ölçüyor, ürün düzeyinde ise yaşam döngüsü analizine dayalı ürün karbon ayak izi çalışmalarımızı yürütüyoruz. Son 5 yıldır Karbon Ayak İzi ve Su Ayak İzi belgelerimizi yayınlıyoruz.

Üçüncü ayak şeffaflık ve regülasyona hazırlıktır. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakta uyum, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve ülkemizde İklim Kanunu ile kurulan emisyon ticaret sistemi, çelik ve inşaat sektörünün kurallarını yeniden yazıyor. Biz bu düzenlemeleri bir yük değil, hazırlıklı üreticiyi öne çıkaracak bir rekabet avantajı olarak görüyoruz. Çünkü karbonunu ölçen, raporlayan ve azaltan firma, Avrupa ve Kuzey Amerika pazarlarında tercih edilen tedarikçi olacaktır. Bu kapsamda GRI’ya uygun kurumsal sürdürülebilirlik raporumuzu yayınlıyor, CDP endeksi ve SBTI  çalışmalarını sürdürüyor ve bunlarla birlikte yeşil finansman araçlarını da yatırım planlarımızın bir parçası hâline getiriyoruz.

Gelecek nesiller için mesajımız nettir: Hedefimiz sıfırın gücüne inanan bir üretim anlayışıdır. Sıfıra yakın atık, sıfıra yakın karbon, sonsuz yeniden kullanım. Çocuklarımıza yıkıp yeniden yaptığımız bir dünya değil; söküp taşıyabildiğimiz, dönüştürebildiğimiz ve doğal kaynakları tüketmeden büyüyebilen bir yapı kültürü bırakmak istiyoruz. DORÇE’nin bütün teknolojik ve kurumsal yatırımı, bu mirası mümkün kılmak içindir.