Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş: Türkiye’nin tecrübesini dünyaya aktaracağız
- Röportaj
- 27 Eki 2026
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde 2023 yılında kurulan Sıfır Atık Vakfı, Türkiye’nin 2017’den bu yana yürüttüğü çevre ve israf karşıtı vizyonunu küresel bir boyuta taşımayı hedefliyor. Vakfın Yönetim Kurulu Başkanı Samed Ağırbaş ile bir röportaj çalışması gerçekleştirdik. Bu röportajda; atık krizinin boyutları, yerel ve globalde yürütülen sıfır atık hareketleri, stratejik iş birlikleri ve Türkiye’nin “sıfır atık” eksenindeki dönüşüm hamlelerini ele almaya çalıştık.
Sıfır Atık Vakfı’nın kuruluş hikayesini ve Türkiye’deki temel misyonunu kısaca özetleyebilir misiniz?
Sıfır Atık Vakfı, Türkiye’de 27 Eylül 2017’de Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde başlatılan Sıfır Atık Hareketi’nin oluşturduğu birikimi kurumsal bir yapı altında küresel ölçekte yaygınlaştırmak amacıyla 2023 yılında kuruldu.
Bugün temel misyonumuz; atığı yalnızca toplanması gereken bir sorun olarak değil, kaynağın verimli kullanımı, üretim ve tüketim alışkanlıklarının dönüşümü, döngüsel ekonomi ve iklim eylemiyle birlikte ele alınması gereken bütüncül bir mesele olarak değerlendirmek.
Türkiye’nin bu alandaki tecrübesini farklı ülkelere aktarırken, aynı zamanda yerel uygulamaları güçlendirmeye odaklanıyoruz. Bu kapsamda eğitimden yerel yönetim çalışmalarına, gençlerin ve sivil toplumun sürece dahil edilmesinden uluslararası iklim gündemine kadar geniş bir alanda çalışmalar yürütüyoruz. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 30 Mart’ın Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan edilmesi ile Onursal Başkanımız Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanlığı’nı üstlenmesi, Türkiye’nin ortaya koyduğu yaklaşımın küresel düzeyde karşılık bulduğunu gösteren önemli bir dönüm noktasıydı.
Vakıf olarak hedefimiz, bu birikimi yeni uygulamalarla daha ileri taşımak.
Vakıf olarak yakın gelecekte ulaşmayı hedeflediğiniz en büyük proje veya dönüm noktası nedir?
Yakın gelecekte bizim için en önemli dönüm noktalarından biri, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 sürecinin somut uygulamalarla desteklenmesi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’un liderliğindeki COP31’in “Uygulama COP’u” yaklaşımı, bizim çalışma alanımızla doğrudan örtüşüyor. Çünkü sıfır atık da hedeflerin yalnızca kâğıt üzerinde kalmadığı; belediyelerde, okullarda, işletmelerde, hanelerde ve üretim süreçlerinde karşılık bulduğu zaman gerçek bir dönüşüme dönüşüyor.
Bu nedenle COP31 Eylem Gündemi içerisinde sıfır atık ve döngüsel ekonomi başlıklarının güçlendirilmesine, başarılı yerel uygulamaların ölçeklendirilmesine ve farklı ülkeler arasında bilgi, teknoloji ve finansman bağlantılarının kurulmasına katkı sunuyoruz.
Bir diğer önemli çalışma alanımız ise Türkiye’nin 81 iline yayılan yerel çalışmalar. “Türkiye Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları” kapsamında yerel ihtiyaçları ve çözüm önerilerini ortaya çıkarıyor, bunları Yerel Sıfır Atık Hedef Belgeleri üzerinden somutlaştırıyoruz.
Bizim için başarı, tek bir büyük proje gerçekleştirmekten ziyade, Türkiye’de oluşturulan modelin farklı şehirlerde ve ülkelerde uygulanabilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir hale gelmesidir.
“Eğitimi Sıfır Atık yaklaşımının en temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Çünkü kalıcı bir dönüşüm yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil, davranış değişikliğiyle mümkün. Bu doğrultuda çocuklardan gençlere, kamu çalışanlarından yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarından farklı meslek gruplarına kadar geniş bir kitleye yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütüyoruz.”
Sıfır atık bilincini artırmak için yürüttüğünüz eğitim çalışmalarından biraz bahseder misiniz?
Eğitimi Sıfır Atık yaklaşımının en temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Çünkü kalıcı bir dönüşüm yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil, davranış değişikliğiyle mümkün.
Bu doğrultuda çocuklardan gençlere, kamu çalışanlarından yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarından farklı meslek gruplarına kadar geniş bir kitleye yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütüyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına giren sıfır atık, Türkiye’de eğitim öğretim hayatının bir parçası haline geldi. Bizler de Sıfır Atık Vakfı’nda farkındalık amaçlı eğitim ve atölye çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Öğrenciler Vakfımıza gelerek eğitmenlerimizden sıfır atık konusunda eğitimler alıyor ve pratik olarak bunu günlük hayatta kullanabilecekleri şekilde atölye çalışmaları gerçekleştiriyorlar. Aynı şekilde çevre bilincini eğlenceli bir şekilde ortaya koyan Sıfır Atık Tiyatromuz da okulları dolaşarak sahneleniyor.
Vakıf olarak; sıfır atık ve sürdürülebilirlik alanında bilimsel veri üretimini desteklemek amacıyla yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik Sıfır Atık Vakfı Burs Programı’nı hayata geçirdik.
Akademik alanda ise İTÜ ile iş birliğimizin bir parçası olarak hayata geçirilen İTÜ Sıfır Atık Enstitüsü yeni dönemle birlikte eğitimlere başladı. Enstitümüz ile Türkiye’nin sıfır atık, iklim değişikliğiyle mücadele ve döngüsel ekonomi alanlarında ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlanması; ulusal ve uluslararası ölçekte bilimsel bilgi üretiminin güçlendirilmesini hedefliyoruz.
Bugüne kadar Türkiye genelinde gerçekleştirilen tüm bu çalışmalarla milyonlarca kişiye ulaşıldı. Özellikle 81 ilde yürütülen çalışmalarda yalnızca farkındalık oluşturmayı değil, her ilin kendi ihtiyaçlarına göre uygulanabilir çözümler üretmesini hedefliyoruz.
Burada temel yaklaşımımız şu: Bir vatandaşa yalnızca “atığını ayır” demek yeterli değil. Hangi atığın nasıl ayrılacağını, nereye teslim edileceğini, bunun ekonomiye ve çevreye nasıl katkı sağlayacağını anlatmak; yani bilgiyi davranışa dönüştürmek gerekiyor.
Gençleri de bu sürecin yalnızca hedef kitlesi değil, doğrudan çözüm ortağı olarak görüyoruz. Bu nedenle eğitim çalışmalarımızı gençlerin fikir üretebildiği, yerel projeler geliştirebildiği ve sıfır atık kültürünü kendi çevrelerinde yaygınlaştırabildiği bir anlayışla sürdürüyoruz.
‘Akıllı Şehirler’ ve ‘Sıfır Atık’ disiplinlerini bir araya getirmek adına; yerel yönetim ve STK’larla ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
Akıllı şehir yaklaşımının yalnızca dijitalleşme veya teknoloji yatırımlarından ibaret olmadığını düşünüyoruz. Akıllı bir şehir aynı zamanda kaynaklarını verimli kullanan, atığı kaynağında azaltan, geri kazanımı artıran ve vatandaşın sürece dahil olduğu şehirdir.
Bu nedenle yerel yönetimlerle çalışmalarımızda veri, altyapı ve vatandaş katılımını birlikte ele alıyoruz.
81 ilde yürüttüğümüz çalıştaylar bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri. Yerel yönetimler, kamu kurumları, üniversiteler, meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarını aynı masa etrafında buluşturarak; atık yönetimi, kaynak verimliliği, iklim değişikliği ve yerel çevre sorunlarına ilişkin çözüm önerileri geliştiriyoruz.
Önümüzdeki dönemde bu yaklaşımı veri odaklı şehir yönetimiyle daha fazla buluşturmak istiyoruz. Atığın nerede oluştuğunu, hangi tür atıkların hangi bölgelerde yoğunlaştığını, toplama ve geri kazanım süreçlerinin nasıl iyileştirilebileceğini ortaya koyan sistemler; belediyelerin kaynaklarını daha etkin kullanmasına yardımcı olabilir.
Aynı zamanda depozito yönetim sistemi gibi uygulamalar da bu dönüşümün önemli parçaları. Atığın ekonomik değerinin görünür hale gelmesi, vatandaşın sisteme katılımını artırırken belediyelerin atık yönetimi yükünün de daha etkin yönetilmesine katkı sağlayabilir.
Türkiye, COP31 başkanlığını “Uygulama COP’u” vizyonuyla ve “İmece” vurgusuyla yürütüyor. Bu bağlamda, taahhütlerin somut eylemlere ve yasal uygulamalara dönüşmesi için nasıl bir takvim işletilecek? Zirvede alınacak kararların, ilgili muhatapları tarafından tamamen içselleştirilmesi için nasıl bir mekanizma kurmayı hedefliyorsunuz?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’un liderliğinde COP31’in “Uygulama COP’u” olarak tanımlanmasının temelinde, daha önce ortaya konulan iklim taahhütlerinin sahada karşılık bulmasını sağlamak var. Türkiye ve Avustralya’nın birlikte yürüttüğü süreçte müzakere hattı ile Eylem Gündemi birbirini tamamlayan iki ayrı kanal olarak ilerliyor.
Burada bizim açımızdan en önemli nokta, COP31’de ortaya çıkacak hedeflerin uygulanabilir projelerle eşleştirilmesi. Bunun için üç aşamalı bir yaklaşım önemli:
İlk aşama taahhütlerin somutlaştırılması. Hangi hedefin hangi kurum, şehir, sektör veya paydaş tarafından uygulanacağı netleşmeli.
İkinci aşama finansman, teknoloji ve kapasite desteğinin sağlanması. Çünkü özellikle gelişmekte olan ülkelerde iyi bir projenin hayata geçirilebilmesi için yalnızca hedef belirlemek yeterli değil; finansmana, teknolojiye ve insan kaynağına erişim gerekiyor.
Üçüncü aşama ise ölçme, izleme ve sonuçların görünür hale getirilmesi. Bir hedefin gerçekleşip gerçekleşmediğini gösterecek ölçülebilir göstergeler oluşturulması gerekiyor.
COP31 Başkanlığı da Eylem Gündemi kapsamında uygulamaya dönük, ölçeklenebilir çözümleri, finansmanı ve ortaklıkları öne çıkarıyor. Haziran ayında açıklanan öncelikler arasında küresel atık artışının 2035’e kadar yarıya indirilmesi ve dirençli şehirler başlığında binalarda enerji tüketim yoğunluğunun azaltılması gibi ölçülebilir hedefler bulunuyor.
Biz de Sıfır Atık Vakfı olarak burada üzerimize düşen rolü; kamu, yerel yönetimler, özel sektör, finans kuruluşları, akademi, gençler ve sivil toplum arasında uygulama ortaklıklarını güçlendirmek olarak görüyoruz. Çünkü “imece” anlayışının karşılığı da tam olarak burada ortaya çıkıyor: Herkesin kendi sorumluluğunu üstlendiği ve sonuçların birlikte üretildiği bir uygulama modeli.

“Bir şehri planlarken atığı sonradan nasıl yöneteceğimizi değil, en başından nasıl daha az atık üreteceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Benim açımdan sıfır atık uyumlu şehir, beş temel unsuru birlikte taşıyan şehirdir: kaynak verimliliği, doğru altyapı, döngüsel ekonomi, veri teknolojileri ve vatandaş katılımı.”
Lisans eğitiminizin ‘Mimarlık ve Şehir Planlama’ üzerine olduğunu biliyoruz. Sıfır Atık anlayışını modern şehirlerin tasarımlarına nasıl entegre edebiliriz? ‘Sıfır Atık Uyumlu Şehirler’ için Türkiye’nin önceliği neler olmalı?
Bir şehri planlarken atığı sonradan nasıl yöneteceğimizi değil, en başından nasıl daha az atık üreteceğimizi düşünmemiz gerekiyor.
Benim açımdan sıfır atık uyumlu şehir, beş temel unsuru birlikte taşıyan şehirdir: kaynak verimliliği, doğru altyapı, döngüsel ekonomi, veri teknolojileri ve vatandaş katılımı.
Örneğin yeni yerleşim alanları planlanırken atıkların kaynağında ayrı toplanmasına uygun altyapının tasarlanması, geri kazanım merkezlerine erişimin kolaylaştırılması, organik atıkların ayrı yönetilmesi ve mümkün olduğunda yerinde değerlendirilmesi gerekiyor.
Binalarda ise yalnızca enerji verimliliğini değil, malzeme kullanımını da dikkate almalıyız. Yapıların yaşam döngüsü boyunca ortaya çıkaracağı atık miktarı, kullanılan malzemelerin yeniden kullanılabilirliği ve geri dönüştürülebilirliği tasarım aşamasında hesaba katılmalı.
Türkiye açısından önceliklerimizden biri de mevcut şehirlerdeki sistemleri veriyle güçlendirmek. Çünkü her şehrin atık profili aynı değil. İstanbul’un, Adana’nın, Antalya’nın veya Van’ın ihtiyacı birbirinden farklı olabilir.
Bu nedenle tek tip bir model yerine, ulusal hedeflerle yerel ihtiyaçları birleştiren şehir bazlı sıfır atık planlarına ihtiyacımız var. 81 ilde yürüttüğümüz çalışmaların önemli amaçlarından biri de bu yerel farklılıkları ortaya koymak.
Sıfır atık için bir adım atmak isteyen gençlerimize iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Gençlere öncelikle şunu söylemek isterim: Sıfır atık, hayatımıza sonradan ekleyeceğimiz bir görev değil; günlük hayatımızdaki tercihleri değiştirebileceğimiz bir dönüşüm alanı.
Bir gencin tüketim alışkanlığını değiştirmesi, çevresindeki insanları etkilemesi, okulunda veya üniversitesinde bir sıfır atık uygulaması başlatması ya da yaşadığı şehirdeki bir çevre sorununa çözüm geliştirmesi çok kıymetli.
Ama gençlerin yalnızca bireysel davranış değişikliğiyle sınırlı kalmasını da istemiyoruz. Tasarım, mühendislik, mimarlık, yazılım, finans, hukuk veya iletişim gibi hangi alanda eğitim alıyorlarsa, kendi uzmanlıklarını çevre ve iklim çözümlerine dahil edebilirler.
Biz de gençleri COP31 sürecinin ve daha geniş anlamda iklim eyleminin aktif paydaşları olarak görüyoruz. Çünkü geleceğin şehirlerini, üretim sistemlerini ve tüketim modellerini tasarlayacak olanlar yine gençler olacak.
Dolayısıyla mesajım çok net: Sorunun büyüklüğüne bakıp beklemeyin; kendi bulunduğunuz yerden başlayın ve yaptığınız işi bir çözüme dönüştürün.
Son olarak eklemek istedikleriniz?
Sıfır Atık Hareketi’nin Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin vizyonuyla Türkiye’de başladığı 2017 yılından bugüne geldiğimiz noktada önemli bir dönüşüm yaşandı. Ancak bizim açımızdan bu bir sonuç değil, daha büyük bir dönüşümün başlangıcı.
Bugün sıfır atığı yalnızca atık yönetimi başlığı altında konuşmuyoruz. Kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, iklim değişikliği, sürdürülebilir üretim ve tüketim, şehirlerin dayanıklılığı ve iklim adaletiyle birlikte ele alıyoruz.
COP31’in Antalya’da gerçekleştirilmesi de Türkiye’nin bu birikimini küresel iklim gündemiyle buluşturmak açısından önemli bir fırsat. COP31 Başkanlığı’nın ortaya koyduğu yaklaşımda sıfır atık ve döngüsel ekonomi başlığının Eylem Gündemi içinde yer alması da bunun somut göstergelerinden biri.
Biz Sıfır Atık Vakfı olarak Türkiye’nin tecrübesini dünyaya aktarmaya, dünyadaki iyi uygulamaları da Türkiye’ye taşımaya devam edeceğiz.